SUÇLU KİM?
Son yıllarda ailelerin diline pelesenk olan bir söylem var. İnanıyorum ki bu söylemi
duymayan kalmamıştır. Okul bahçelerinde, etkinlik alanlarında; kısacası boş bir zaman
yaratılıp isyan edilecek her yerde aynı cümle yankılanıyor: “Z kuşağı şöyle, Z kuşağı
böyle…”
Toplumla her zaman iç içe olduğum için ebeveynlerden bir dizi serzeniş ve ardı arkası
kesilmeyen şikâyetler duyuyorum. Peki, hiç aynanın karşısına geçip kendimizle baş başa
kaldığımızda şu soruyu sorduk mu? Şikâyet ettiğimiz kadar bu durum için bir çözüm
düşündük mü? Ya da şikâyet etmekten düşünmeye fırsatımız oldu mu?
Bununla bağlantılı bir diğer konu ise gençlerin dilinden düşmeyen şu sözler: “Siz bizi
anlamıyorsunuz, biz sizinle anlaşamıyoruz.” Peki siz gençler, büyüklerinize öfkelenip
bağırmak ya da susmak yerine kendinizi tatlı bir dille ifade etmeyi ne kadar denediniz?
Ya da hiç denediniz mi?
Bence bu iki durum da birbiriyle bağlantılı. Sorunun en derinine inildiğinde, kusura
bakmayın sevgili aileler ve yetişkinler; gençleri anlayamadınız. Suçladığınız kadar, ne
yazık ki sizler de suçlusunuz; bizler de suçluyuz.
Malum, son zamanlarda gelenek ve göreneklerimizde, örf ve adetlerimizde kopukluklar
yaşanmaya başladı. Peki, çocuklarımızı küçükken ellerinden tutup bayramlarda veya yaz
tatillerinde köylerine götürdük mü? Akranlarıyla buluşturduk mu? Aile büyüklerini
bayramlarda ziyaret ettik mi? Bayram ve yaz tatillerinde tatil beldelerine koşarken aile büyüklerimizi ve akrabalarımızı ilk unutan kim oldu?
Sizce böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk ne kadar bilinçli, saygılı ve geleneklerine
bağlı olabilir? Unuttuğumuz bir söz vardı aslında: “Ağaç yaşken eğilir.”
Aile büyüklerimden sıkça duyduğum bir başka serzeniş ise şu: “Bu gençlerin ne millî
şuuru var ne de dinî şuuru.” Oysa gençlerin ders yükü ve müfredatı oldukça ağır. Adeta
bir maratona hazırlanan yarışçılar gibiler. Gelin, bunu torununu çok özlemiş ve ders
yoğunluğu nedeniyle uzun zamandır görememiş bir dedeye anlatın; tabiri caizse
neredeyse imkânsızdır.
İşte sevgili anne ve babalar, yaz tatili başladı. Çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmek isteyen
tüm aileler için bu, kaçırılmayacak bir fırsat. Henüz tatil yeni başlamışken aile
büyüklerimizle olan sevgi bağlarını güçlendirme vakti.
Kaçımız çocuklarımızla birlikte camide cuma namazında saf tuttu? Kaç çocuğun
kahkahası cami avlusunda yankılandı? Oysa çocuklar ve gençler camilerin süsü değil
miydi?
Kaçımız köyün en bilgesini ziyaret etti? Çocuklarımıza büyüklerin hayat tecrübelerini
dinleme fırsatı sundu?
Peki sevgili aileler, evlatlarımızın yaz tatilini güzel geçirmesi için planlar yaparken
kaçımız onları bir şehitliği ziyaret etmeye götürdü? Kaçımız, “Bak evladım, bu senin
ecdadın; bu senin tarihin. Bunları adın gibi bil. Geçmişi öğren ki aynı acıları bir daha
yaşamayasın. Tarihini tanı ki geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilesin.” diyebildi?
Ya da kaçımız oğlunu ya da kızını dizine oturtup birlikte kitap okudu? “Vatan nedir?”,
“Şehit kime denir?”, “Gaziler kimlerdir?”, “Onlara neden saygı göstermeliyiz?”
sorularının cevaplarını birlikte aradık?
Ne yazık ki çocuklarımızın yarının teminatı olduğunu unuttuk. Onların, gölgesinde
dinleneceğimiz ve meyvesinden faydalanacağımız birer fidan olduğunu göz ardı ettik.
Bugün nasıl ekilir, nasıl sulanır ve nasıl beslenirse; yarın da öyle filizleneceğini
düşünemedik.
O hâlde hatayı yalnızca çocuklarımızda ve gençlerimizde aramayalım.
İnsan kendine şu soruyu sormadan edemiyor:
Peki ya suçlu kim?
Sen mi?
Ben mi?
O mu?
Yoksa hepimiz mi?
SEHER AHMET