SONDAYMIŞIM GİBİ
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şair Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde ne de güzel nakşetmiş sözünü, göstermiş içindeki özünü…
Ah! Canlanıverdi birden zihnimde şiir! Dudaklarımdan dökülür dizeler. Zihnimde yine aynı şeyler…
Neredeyim, kimlerleyim ve ne yapıyorum? Uzun zamandır köşeme çekilerek bu soruları benliğime sorarken adeta kendimi sorguladığımı fark ettim! Acaba bu durum ne kadar süre daha devam edecek? Akla takmalar, uyanıp ağlamalar, uyumadan önce ağlamalar ve kendi kendime konuşmalar, yargılamalar… Süregelen ve döngü içerisinde olan bir süreç…
Düzeltilecek şeyler var mı? Vardır elbet; ancak bu gücü kendimde galiba bulamıyorum. Hem güçlü hem de güçsüz… Yani sondaymışım gibi yaşıyor ve hissediyorum. Eskiden yalnızlığı severdim sanki artık bu böyle değil. Yalnız olmak beni korkutuyor. Ailemden, aile büyüklerimden, evladımdan, eşimden ayrı kalmak istemiyorum…Acaba yaş aldığım için midir? Bilmiyorum. Yaş aldıkça yaşa bağlı ölüme daha da yakınlaştığımız için midir? Onu da bilmiyorum ama tek bildiğim; Evet, artık yalnız olmak da, kalmak da istemiyorum.
Yok, hayır; bu tam anlamıyla ‘herkes çevremde olsun’ demek de değil. Bu birazcık da bencillik etmek değil mi? Herkesi kabul edemem ki. Etmemeliyim de zaten, değil mi? Herkesi nasıl sevebilirim ya da herkes beni nasıl sevebilir ki zaten? Hayır, bu mümkün değil. Bazı günler oluyor; hatta evet, bazı geceler… Daha da kısıtlamak gerekirse bazı saatler, sürekli düşünce âleminde olduğum; dış dünyanın bana ulaşamadığı ya da benim ulaşmasına izin vermediğim, yani kendimi kapattığım zamanlar…
Öyle hayal kırıklığına uğramış zamanlarım oluyor ki zihnim tüm kapılarını kapatıyor; her şeye, herkese… Sondaymış gibi…Kendi kendime kalıyorum. Bu nerede olabilir? İş yerinde, evde, sokakta, arabada.. Aslında genel anlamda köşemde. Köşem benim konfor alanım. Bazı kişiler de benim için öyle; konfor alanlarım. Onlar benim yanımda benim hissettiğim kadar huzurlu ya da mutlu mudur, bilmiyorum; sormak lazım. Gerçi sorduğumuzda ne zaman doğru cevap alıyoruz ki? Herkes öğrenmiş zaten karşısındakine nasıl davranması gerektiğini, nasıl karşı tarafı mutlu etmesi gerektiğini, nasıl süslü cümleler kuracağını…
İnsanlardan bu özelliği almak çok zor. Kendim böyle değil miyim? Kendim de böyleyim. Acaba bu tam olarak yalnız kalma korkusuna mı bağlanıyor? Yoksa ölümün soğuk yüzüyle yüzleşmekten mi korkuyoruz? Eskiden daha çok takardım dış ortamdaki bana karşı sergilenen tavır ve davranışları ama ölümü ve sonu düşündükçe fani dünyayı ve insanları rafa kaldırdım…Uyudun, uyanamadın; olacak. Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, taht misali o musalla taşında.
Seher AHMET