PUSULA DERGİSİ TEMMUZ 2026 SAYISI- EĞİTİM

Share

Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda?

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma ellerinizle?

(Orhan Veli Kanık)

— Öğretmenim, iyi çocuklar nasıldır? Hangi çocuklara iyi çocuk denir? Ben iyi bir çocuk

olabilir miyim? Siz iyi bir çocuk muydunuz?

Peş peşe gelen bu sorular, Emre’nin ruh hâlindeki fırtınaları anlatmıyorsa ne olabilirdi ki?

Emre, yardım çığlığını öğretmenine ulaştırmak için belki de çok uzun süre düşünmüştü.

Öğretmenine güvenebileceğine karar verdiğinde ancak bunu dile getirebildi. Nazlı öğretmen,

mesleğini seven, bilinçli bir öğretmendi. Ona kucak açabilecek, dinleyecek, yargılamadan

yanında durabilecek biriydi. Emre bundan emindi. Gözlemleri ona bunu gösteriyordu. Tatlı bir

dokunuş ve göz temasıyla Emre ile sohbete oturdu Nazlı öğretmen.

— Öncelikle senin düşüncelerin benim için önemli, Emre. Senin fikrin nedir? Bana anlatmak

ister misin?

— Siz her zaman bizi dikkatle dinlersiniz, öğretmenim.

— Peki, ilk etapta sen bana fikirlerini anlatsan, ben seni dinlesem… Ne dersin?

— Gerçekten mi? Anlatabilir miyim?

— Öğretmenim, ben bazen yaramazlık yapıyorum. Büyüklerimin istediği gibi davranmak

istemiyorum. O zaman da sürekli “Annen seni dokuz ay karnında taşıdı, seni emzirdi, sana

bütün olanakları sağladı.” gibi sözlerle azarlanıyorum. Ben bunları bilmiyor muyum sanki?

Ama bunları söylerken takınılan yüz ifadesi, o ses tonu, beni o kadar küçültüyor ki… Ben bir

çocuğum. Annem ve babam benim doğmamı istemişler ve ben dünyaya gelmişim. Ben

kendimi onlara karşı borçlu hissetmek zorunda mıyım?

Eve misafir davet ettiğinizde ona nasıl ki saygıda kusur etmeden davranıyorsanız,

çocuğunuza da öyle davranmanız gerekmez mi? Üstelik ben bir çocuğum. Olumlu ve

olumsuz duygularım oluyor; üzülebiliyorum, öfkelenebiliyorum, korkabiliyorum bazen.

Memnun olmadığım durumlar yaşayabiliyorum. Hislerimi ve düşüncelerimi ifade etmek

istiyorum. Sözüm kesilmeden, yüzüme bakarak, beni anlamaya çalışan ebeveynlerim

olmasını istiyorum.

— Öğretmenim, bazen nasıl bir hızda değiştiğimi ben de anlayamıyorum. Bugün en

sevdiğim oyun, bir başka gün hiç sevmediğim bir oyun olabiliyor. Bugün denizi, yarın ormanı

sevdiğimi söyleyebiliyorum. Bazen resme, bazen müziğe ilgi duyabiliyorum. Bazen iyi bir

sporcu iken, bazen sanat alanındaki etkinlikler ilgimi çekiyor. Ben pek çok şeyi öğrenebilirim,

değişebilirim. Bu benim en güçlü tarafım. Zekâm ve yeteneklerim bana, Emre’ye ait. Bunların

ölçüsü söz konusu edilmemeli ve başkalarıyla kıyaslanmamalı.

— Belirtmek istediğim en önemli noktalardan biri de kendimle ilgili bilgimin yeterli

olmadığıdır. Bilmediklerim, bildiklerimden daha fazla. Ben içimdeki çocuğu büyüklerimle

birlikte dinlemek istiyorum. Biliyorum ki içimdeki Emre’yi ne kadar iyi dinlersem, o da o kadar

iyi konuşur. Ben de onu daha iyi öğrenir ve keşfederim.

— İşte bu yolculukta büyüklerimin benimle birlikte o patikayı ilgiyle, sohbet içinde, huzurla

yürümelerini istiyorum. Yargılamadan, mecburi yön vermeden… Benim bu güzel yolculuğa

ihtiyacım var. İyi çocuk, kötü çocuk, yaramaz çocuk, tembel çocuk, başarılı çocuk etiketlerine

değil.

— Öğretmenim, benim bu düşüncelerim, hatta en çok da bu hissettiklerim doğru mu, yanlış

mı?

— Emreciğim, hiçbir his yersiz değildir. Hislerimizden dolayı asla kendimizi kötü ya da suçlu

hissetmemeliyiz.

“Bunda kızacak, kırılacak, üzülecek, korkacak bir şey yok.” diyen kişi, sana duygusal

istismarda bulunuyordur. Senin ve herkesin hislerinin varlığı ve yoğunluğu olması gerektiği

gibidir. Biz daima hislerimizi sahiplenip onları anlamaya çalışmalıyız. Hislerimizi bir dış

kaynağın yönetmesine de asla izin vermemeliyiz.

— Bu güzel sohbet için sana teşekkür ediyorum, Emreciğim. Birlikte el ele güzel bir

patikadan yürüdük diye düşünüyorum. Dilediğin zaman başka bir patikayı, yine belki farklı

renkte çiçeklerin, ağaçların arasından ilerleyerek ve anlamlandırarak yürüyebiliriz. Benim için

çok değerlisin. Yolculuğumuz bitmedi, daha yeni başlıyor.

Sevgiyle kal, Emreciğim.

ASİME HASANOĞLU

Comments are closed.