Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda?
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma ellerinizle?
(Orhan Veli Kanık)
— Öğretmenim, iyi çocuklar nasıldır? Hangi çocuklara iyi çocuk denir? Ben iyi bir çocuk
olabilir miyim? Siz iyi bir çocuk muydunuz?
Peş peşe gelen bu sorular, Emre’nin ruh hâlindeki fırtınaları anlatmıyorsa ne olabilirdi ki?
Emre, yardım çığlığını öğretmenine ulaştırmak için belki de çok uzun süre düşünmüştü.
Öğretmenine güvenebileceğine karar verdiğinde ancak bunu dile getirebildi. Nazlı öğretmen,
mesleğini seven, bilinçli bir öğretmendi. Ona kucak açabilecek, dinleyecek, yargılamadan
yanında durabilecek biriydi. Emre bundan emindi. Gözlemleri ona bunu gösteriyordu. Tatlı bir
dokunuş ve göz temasıyla Emre ile sohbete oturdu Nazlı öğretmen.
— Öncelikle senin düşüncelerin benim için önemli, Emre. Senin fikrin nedir? Bana anlatmak
ister misin?
— Siz her zaman bizi dikkatle dinlersiniz, öğretmenim.
— Peki, ilk etapta sen bana fikirlerini anlatsan, ben seni dinlesem… Ne dersin?
— Gerçekten mi? Anlatabilir miyim?
— Öğretmenim, ben bazen yaramazlık yapıyorum. Büyüklerimin istediği gibi davranmak
istemiyorum. O zaman da sürekli “Annen seni dokuz ay karnında taşıdı, seni emzirdi, sana
bütün olanakları sağladı.” gibi sözlerle azarlanıyorum. Ben bunları bilmiyor muyum sanki?
Ama bunları söylerken takınılan yüz ifadesi, o ses tonu, beni o kadar küçültüyor ki… Ben bir
çocuğum. Annem ve babam benim doğmamı istemişler ve ben dünyaya gelmişim. Ben
kendimi onlara karşı borçlu hissetmek zorunda mıyım?
Eve misafir davet ettiğinizde ona nasıl ki saygıda kusur etmeden davranıyorsanız,
çocuğunuza da öyle davranmanız gerekmez mi? Üstelik ben bir çocuğum. Olumlu ve
olumsuz duygularım oluyor; üzülebiliyorum, öfkelenebiliyorum, korkabiliyorum bazen.
Memnun olmadığım durumlar yaşayabiliyorum. Hislerimi ve düşüncelerimi ifade etmek
istiyorum. Sözüm kesilmeden, yüzüme bakarak, beni anlamaya çalışan ebeveynlerim
olmasını istiyorum.
— Öğretmenim, bazen nasıl bir hızda değiştiğimi ben de anlayamıyorum. Bugün en
sevdiğim oyun, bir başka gün hiç sevmediğim bir oyun olabiliyor. Bugün denizi, yarın ormanı
sevdiğimi söyleyebiliyorum. Bazen resme, bazen müziğe ilgi duyabiliyorum. Bazen iyi bir
sporcu iken, bazen sanat alanındaki etkinlikler ilgimi çekiyor. Ben pek çok şeyi öğrenebilirim,
değişebilirim. Bu benim en güçlü tarafım. Zekâm ve yeteneklerim bana, Emre’ye ait. Bunların
ölçüsü söz konusu edilmemeli ve başkalarıyla kıyaslanmamalı.
— Belirtmek istediğim en önemli noktalardan biri de kendimle ilgili bilgimin yeterli
olmadığıdır. Bilmediklerim, bildiklerimden daha fazla. Ben içimdeki çocuğu büyüklerimle
birlikte dinlemek istiyorum. Biliyorum ki içimdeki Emre’yi ne kadar iyi dinlersem, o da o kadar
iyi konuşur. Ben de onu daha iyi öğrenir ve keşfederim.
— İşte bu yolculukta büyüklerimin benimle birlikte o patikayı ilgiyle, sohbet içinde, huzurla
yürümelerini istiyorum. Yargılamadan, mecburi yön vermeden… Benim bu güzel yolculuğa
ihtiyacım var. İyi çocuk, kötü çocuk, yaramaz çocuk, tembel çocuk, başarılı çocuk etiketlerine
değil.
— Öğretmenim, benim bu düşüncelerim, hatta en çok da bu hissettiklerim doğru mu, yanlış
mı?
— Emreciğim, hiçbir his yersiz değildir. Hislerimizden dolayı asla kendimizi kötü ya da suçlu
hissetmemeliyiz.
“Bunda kızacak, kırılacak, üzülecek, korkacak bir şey yok.” diyen kişi, sana duygusal
istismarda bulunuyordur. Senin ve herkesin hislerinin varlığı ve yoğunluğu olması gerektiği
gibidir. Biz daima hislerimizi sahiplenip onları anlamaya çalışmalıyız. Hislerimizi bir dış
kaynağın yönetmesine de asla izin vermemeliyiz.
— Bu güzel sohbet için sana teşekkür ediyorum, Emreciğim. Birlikte el ele güzel bir
patikadan yürüdük diye düşünüyorum. Dilediğin zaman başka bir patikayı, yine belki farklı
renkte çiçeklerin, ağaçların arasından ilerleyerek ve anlamlandırarak yürüyebiliriz. Benim için
çok değerlisin. Yolculuğumuz bitmedi, daha yeni başlıyor.
Sevgiyle kal, Emreciğim.
ASİME HASANOĞLU