PAYLAŞMAK BEREKETTİR
İnsanlık tarihi boyunca bizi biz yapan, toplumsal dokumuzu ayakta tutan ve ruhumuzu iyileştiren en temel değerlerden biri hiç şüphesiz paylaşmaktır. Paylaşmak; malı, sevgiyi veya emeği başkalarıyla ortaklaşa kullanmak ve yardımlaşmak demektir. Paylaşmak insan olmanın gereğidir. Sevinçlerimizi, heyecanlarımızı, üzüntü ve kederlerimizi paylaştığımızda rahatlarız.
Hayat, sahip olduklarımızın miktarından çok, onları nasıl değerlendirdiğimizle güzelleşir. Paylaşmak, insanın sahip olduğu şeyleri başkalarıyla bölüşmesinden çok daha fazlasıdır. Bir lokma ekmeği bölüşmek, bir bardak çayı birlikte içmek, bir yudum suyu ikram etmek, bazen ihtiyacı olan birine yardım eli uzatmak, bazen de hiç tanımadığımız bir insanın yüzünde küçük bir tebessüm oluşturmaktır. Bazen küçücük bir davranış, bir insanın hayatında büyük bir anlam taşıyabilir. İşte bu yüzden paylaşmak, yalnızca sahip olduklarımızı başkasına vermek değil; sevgimizi, zamanımızı, bilgimizi, emeğimizi, imkanlarımızı,iyiliği, umudu, mutluluğu başkalarıyla çoğaltabilmektir.
Bereket nedir? Bereket denildiğinde çoğu zaman elimizdeki malın, paranın veya yiyeceğin artması aklımıza gelir. Oysa bereket bundan çok daha geniş bir anlam taşır. Bir evde huzurun olması, sofrada insanların birbirine sevgiyle bakması, sağlığın ve mutluluğun paylaşılması da birer berekettir.
Bazen küçük bir ekmek parçası kalabalık bir sofraya yetebilir. Bazen bir insanın söylediği güzel bir söz, karşısındaki kişinin bütün gününü değiştirebilir. Bazen de sadece “Yanındayım.” demek, zor bir dönemden geçen birine büyük bir güç verebilir.
Günümüz dünyası, bereketi ve zenginliği genellikle sahip olunan maddi miktarla ölçecek şekilde bir finansal tüketim kültürüne odaklanmıştır. Oysa bereket; bir nesnenin, paranın ya da imkânın rakamsal büyüklüğünden ziyade, onun hayatımıza kattığı huzur, doyum ve faydadır. Bereketli bir ekmek, bir aileyi doyurmakla kalmaz; o sofradaki neşeyi ve birlikteliği de besler.
Paylaşma eylemi, bereketi tetikleyen ana anahtardır. Bir insan sofrasındaki yemeği, çantasındaki kitabı ya da yüreğindeki bilgiyi bir başkasıyla paylaştığında, elindeki maddi miktar azalıyor gibi görünse de kurduğu gönül bağıyla yaşamının niteliğini artırır. Bencilliğin ve katı bireyselciliğin insanı yalnızlaştırdığı bir çağda paylaşmak, ruhun üzerindeki tozu alır ve bireye gerçek bir doyum hissi verir.Paylaştıkçarızkınbereketi de artar.
Günümüzde paylaşmak denildiğinde çoğu zaman para, yiyecek veya eşya akla geliyor. Oysa paylaşabileceğimiz çok daha değerli şeyler var. Paylaşmak sadece maddesel değildir; zamanımızı paylaşabiliriz, bilgimizi paylaşabiliriz, sevgimizi paylaşabiliriz, güler yüzümüzü paylaşabiliriz, desteğimizi paylaşabiliriz.Paylaştıkça eksileceğimizi düşünürüz. Oysa çoğu zaman tam tersi olur. Bir tebessüm paylaştığımızda gülümsemeler çoğalır. Bilgimizi paylaştığımızda bilgi büyür. Sevgimizi paylaştığımızda sevgimiz azalmaz, aksine çoğalır. İyilik yaptığımızda ise iyiliğin başka insanlara ulaşmasına vesile oluruz.
Geleneklerimizde, inançlarımızda ve günlük yaşam pratiklerimizde sıkça karşımıza çıkan “Paylaşmak berekettir” sözü, sadece nesilden nesile aktarılan bir temenni değil; evrensel bir yaşam ilkesidir. Paylaşmanın en güzel örneklerinden biri sofralarda görülür. Türk kültüründe sofra yalnızca yemek yenilen bir yer değildir; insanların bir araya geldiği, sohbet ettiği, gönüllerin buluştuğu bir ortamdır. Bir tabak yemek, bir parça ekmek, bir bardak çay bile paylaşmanın sıcaklığını taşıyabilir. “Komşusu açken tok yatmamak” anlayışı, toplumumuzdaki yardımlaşma duygusunun ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Paylaşma alışkanlığı çocukluk döneminde kazanılır. Çocuklar, büyüklerinden gördüklerini öğrenir. Evde anne ve babasının yardımlaştığını, komşusuna yemek götürdüğünü, ihtiyaç sahibini düşündüğünü gören bir çocuk paylaşmanın hayatın doğal bir parçası olduğıunu öğrenir.
Paylaşmak, insan olmanın en güzel değerlerinden biridir. Paylaşmak, aynı zamanda “BEN” yerine “BİZ” diyebilmektir. Paylaşmanın en güzel tarafı belki de budur: Ne kadar küçük olursa olsun, yapılan iyilik asla küçük değildir.
Dünya, herkesin ihtiyacına yetecek kadar kaynağa sahiptir; ancak kimsenin doymak bilmeyen hırsına yetecek kadar kaynağı yoktur. Paylaşmayı bir yaşam biçimi haline getirdiğimizde, sadece başkalarının hayatını güzelleştirmekle kalmayız; kendi iç dünyamızdaki eksiklikleri de tamamlarız.Paylaşma alışkanlığı, toplumsal dokuyu bir arada tutan en güçlü çimentodur. Bir toplumda paylaşma bilinci geliştikçe; gelir adaletsizliğinin yarattığı keskin uçurumlar yumuşar, güven duygusu pekişir ve suç oranları azalır. Kendini yalnız ve terk edilmiş hissetmeyen bireyler, topluma daha sıkı bağlarla tutunurlar. Paylaşmak, toplumsal huzurun ve iç barışın en doğal garantisidir.
Unutmayalım ki, bu dünyadan ayrılırken yanımızda götüreceğimiz şeyler biriktirdiklerimiz değil, dağıttıklarımızdır. Vermenin, dokunmanın ve bir cana can katmanın hazzı, dünyadaki hiçbir maddi zenginlikle kıyaslanamaz.
Paylaşalım ki çoğalsın.
Paylaşalım ki iyilik yayılsın.
Paylaşalım ki sofralarımız, gönüllerimiz ve hayatımız bereketlensin.