IŞIĞIN AĞIRLIĞI

Share

İnsan karanlığa alıştığını çoğu zaman fark etmez.
Alışmak dediğimiz şey, bazen kabullenmek değil; ışığın gecikebileceğine inanmayı öğrenmektir.
Ancak karanlık, her zaman da kötü bir şey değildir. Bazen düşünmenin biçimidir.
Gürültünün çekildiği, hayatın kendi sesini kısmak zorunda kaldığı bir ara duraktır.
İnsan orada kendini daha net duyar, kendisi ile daha iyi yüzleşir, çünkü kaçacak kalabalık kalmamıştır.
Ama hiçbir durak, varılacak yer değildir.
Zaman, insana her şeyi öğretmez.
Bazı şeyleri yalnızca unutturur.
Bazılarını ise sessizce dönüştürür.
Acının içimizde bıraktığı izler törpülenir,
hatıralar keskinliğini yitirir
ve insan, geçmişini sırtında taşımayı öğrenir, ona yaslanmadan.
Umut, çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Sanki bir şey olacakmış gibi beklemek sanılır.
Oysa umut, beklemek değil;
olmayacak ihtimallerle de yürüyebilmektir.
İnsanın kendi kırılganlığıyla barışmasıdır.
Çünkü kırılganlığını kabul eden biri,
daha az korkar.
Hayat, bize sürekli güçlü olmamız gerektiğini fısıldar.
Güçlü olanın düşmediğini,
yorulmadığını,
yanılmadığını ima eder.
Oysa insan, en çok yanıldığında öğrenir.
En çok yorulduğunda sınırlarını tanır.
Ve en çok durduğunda, neyin gerçekten önemli olduğunu fark eder.
Bazen hiçbir şey düzelmez.
Ama insan, aynı kalmaz.
İşte dönüşüm dediğimiz şey tam da budur.
Koşulların değil, bakışın değişmesi.
Aynı manzaraya başka bir yerden bakabilme cesareti.
İnsan bir gün şunu anlar; her sorunun cevabı yoktur.
Ama her cevapsızlık, bir eksiklik değildir.
Bazı boşluklar, yaşamın nefes alabilmesi için gereklidir.
Umut, ışığın kendisi değildir belki.
Ama ışığa alışabilme hâlidir.
Gözlerini kapatmadan bakabilmek.
Geçmişin gölgesinde durmadan,
geleceğin ihtimalini inkâr etmeden
bugünde kalabilmek.
Ve belki de insan olmanın en sade,
en dürüst hali şudur; kırıldığını bilerek sevmek, yorulduğunu bilerek devam etmek
ve her şeye rağmen yaşamı yarım bırakmamayı seçmek. 

SEVKAN TAHSİNOĞLU

Comments are closed.