PUSULA DERGİSİ HAZİRAN 2026 SAYISI- İÇİMİZDEN BİRİ

Share

BİR ÇOCUĞUN HAYALİNE DOKUNMAK

SEVTAP HİNT İLE OKUTAN ANNE PROJESİ ÜZERİNE

Bazı insanlar yalnızca kendi çocuklarının değil, hiç tanımadıkları çocukların da geleceğine ışık olmayı seçer. Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği bünyesinde yürütülen Okutan Anne Projesi, annelerin dayanışma gücüyle eğitimde fırsat eşitliğine katkı sunan anlamlı bir sosyal sorumluluk örneği olarak dikkat çekiyor.
Bir annenin başka bir çocuğun eğitim yolculuğuna destek olması, aslında geleceğe yapılan en değerli yatırımlardan biridir. Biz de bu anlamlı projenin hikâyesini, bugünlere nasıl ulaştığını ve yarınlara dair umutlarını konuşmak üzere proje koordinatörü Sevtap Hint ile bir araya geldik.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Sevtap Hint kimdir?
Sevtap Hint:
15 Ocak 1978 tarihinde İskeçe’de doğdum. İlk ve ortaöğrenimimi İskeçe Merkez Azınlık İlkokulu ile İskeçe Azınlık Ortaokulu ve Lisesi’nde tamamladım. Üniversite eğitimim öncesinde bir yıl boyunca Ankara’da Gazi Üniversitesi TÖMER’de eğitim aldım. Daha sonra Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’ne devam ederek 2001 yılında mezun oldum.
Mezuniyetimin ardından Batı Trakya’ya döndüm ve çeşitli kurum ve kuruluşlarda aktif görevler üstlendim. Kadın kollarında başkanlık yaptım, farklı sivil toplum kuruluşlarının yönetim kurullarında görev aldım. 2003 yılından bu yana Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği İskeçe Kültür Merkezi’nde şube sorumlusu olarak çalışmalarımı sürdürüyorum.
Evli ve üç çocuk annesiyim.
Okutan Anne Projesi’ni hayata geçirmenizde sizin için en önemli etken neydi?
Sevtap Hint:
Bu projeyi hayata geçirmemde çocukluk yıllarımdan beri zihnimde ve kalbimde yer eden bazı anılar önemli rol oynadı. Annemin bir çocuk giyim mağazası vardı, babam ise öğretmendi. Babam zaman zaman öğrencileri arasından bazı çocukları mağazamıza getirir, annem de özellikle bayram öncesinde onların beğendikleri kıyafetleri hediye ederek mutlu bir şekilde uğurlardı.
Çocukken bunun anlamını tam olarak kavrayamazdım. Ancak büyüdükçe bunun ne kadar ince düşünülmüş ve onur kırmadan yapılan bir yardım olduğunu fark ettim. Babamın sık sık söylediği bir söz vardı: “İnsan almaktan çok vermenin tadına varmalıdır.” Bu söz hayatım boyunca bana rehber oldu.
Yıllar içinde paylaşmanın, bir çocuğun hayatına dokunmanın ve bir insanın yolunu aydınlatmanın mutluluğunu yaşamaya başladım. Sanırım Okutan Anne Projesi’nin temelinde de bu değerler yatıyor.
Okutan Anne Projesi nasıl doğdu?
Sevtap Hint:
2007-2009 yılları arasında Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği İskeçe Şubesi Kadın, Aile ve Kültür Kolu Başkanlığı görevini yürütüyordum. Bu dönemde yönetim kurulundaki arkadaşlarımla birlikte çeşitli kermesler düzenledik. Her yıl gerçekleştirdiğimiz bu etkinliklerden elde edilen gelirleri ihtiyaç sahibi öğrencilerimizin eğitim ve temel ihtiyaçları için kullanıyorduk.
2008 yılında İskeçe’nin Mustafçova bölgesinde yaşayan ve her iki ebeveyni de kanser hastası olan bir ailenin ikiz çocuklarını ziyaret ettiğimiz sırada, 12 yaşındaki kız çocukları sohbet sırasında bize, “Size başvuran herkese yardım ediyor musunuz?” diye sordu. Bu soru hepimizin dikkatini çekti.
Durumu araştırdığımızda, bu çocuğumuzun ilkokulu başarıyla tamamlamasına rağmen ailesinin maddi imkânsızlıkları nedeniyle ortaokula devam edemediğini öğrendik. Bunun üzerine çevremdeki duyarlı birkaç anneyle birlikte kendi imkânlarımız doğrultusunda ona burs sağlamaya ve eğitimine destek olmaya karar verdik.
Aslında Okutan Anne Projesi’nin ilk adımı da böyle atılmış oldu. Daha sonra bu çalışmayı duyan başka anneler de destek vermek istedi. Bir çocuğun ardından ikinci, üçüncü ve daha birçok çocuğun eğitim yolculuğuna katkı sunmaya başladık. Zamanla bireysel bir dayanışma hareketi büyüdü, gelişti ve bugün “Okutan Anne Projesi” olarak bilinen anlamlı bir sosyal sorumluluk projesine dönüştü.
İlk adımı attığınız günlerde nasıl tepkiler aldınız? Annelerin bu projede bir araya gelmesini özel ve anlamlı kılan nedir?
Sevtap Hint:
İlk adımı attığımız günlerde aldığımız tepkiler gerçekten beklediğimizin çok ötesindeydi. Bir çocuğun hayatına dokunmanın, özellikle de bir kız çocuğunun geleceğine yön verebilmenin ne kadar değerli olduğunu anlatmaya çalışıyorduk. İnsanlar, ayda sadece 10 euro gibi küçük bir katkıyla bir çocuğun eğitim hayatında büyük bir fark yaratılabileceğini öğrendiklerinde projeyi büyük bir heyecanla sahiplendiler.
Başlangıçta birkaç duyarlı annenin desteğiyle bir çocuğun eğitimine katkı sunmayı hedeflerken, kısa süre içerisinde destek verebileceğimiz dördüncü öğrenciyi aramaya başlamıştık. Bu bizim için son derece umut verici ve heyecan verici bir gelişmeydi.
Projeye gösterilen ilgi o kadar büyüktü ki, tanımadığımız birçok kişi derneğimize gelerek ya da telefonla ulaşarak destek olmak istediğini belirtiyordu. İnsanlar, “Biz de bir çocuğun eğitimine katkı sağlayabilir miyiz?” sorusuyla dayanışmanın bir parçası olmak istediler.
Daha sonra bu desteğin ardındaki çok anlamlı hikâyeleri de öğrenmeye başladık. Destek veren kadınlarımızın önemli bir kısmı, kendi çocukluk ve gençlik yıllarında eğitimlerine devam etme fırsatı bulamamış kişilerdi. Kimi maddi imkânsızlıklar, kimi de dönemin şartları nedeniyle eğitim hayatlarını yarıda bırakmak zorunda kalmıştı.
Okutan Anne Projesi sayesinde, bir zamanlar kendilerine sunulamayan eğitim fırsatını başka bir çocuğa sunabilmenin mutluluğunu yaşadılar. Bir kız çocuğunun eğitimine destek olurken, sanki kendi yarım kalan hayallerinin de gerçekleştiğini hissettiklerini dile getirdiler. Başka çocukların hayallerine ulaşmasına katkıda bulunmak, onlara büyük bir manevi tatmin ve mutluluk verdi.
Bugüne kadar kaç çocuğa ulaşabildiniz ve destek süreci nasıl işliyor?
Sevtap Hint:
Okutan Anne Projesi, dayanışma ve gönüllülük esasına dayalı bir sistemle yürütülüyor. Genellikle sekiz ila on kadından oluşan gruplar oluşturuyoruz. Her grup içerisinde bir veya iki sorumlu anne belirleniyor ve desteklenecek bir kız çocuğu bu grubun sorumluluğuna emanet ediliyor.
2008 yılından bugüne kadar Okutan Anne Projesi kapsamında eğitim desteği alan, eğitimini tamamlayan veya hâlen eğitimine devam eden yaklaşık 250 öğrencimiz oldu.
Destek verdiğimiz öğrenciler arasında aynı anda çift anadal yaparak iki bölümden mezun olanlar da oldu. Bugün aralarında doktor, mühendis, anaokulu öğretmeni, hemşire, ebe, özel eğitim öğretmeni, mimar ve iç mimar gibi farklı mesleklerde başarılı bireyler bulunan çok sayıda mezunumuz var.
Bununla da kalmayıp, mezunlarımızın bir kısmının kendi iş yerlerini açtığını, meslek hayatlarında önemli adımlar attığını, evlenerek kendi yuvalarını kurduğunu görmek bizlere tarifsiz bir mutluluk ve gurur veriyor.
Proje boyunca sizi en çok etkileyen bir hikâye veya anı paylaşabilir misiniz?
Sevtap Hint:
On sekiz yıl boyunca bu proje kapsamında birçok aileyle tanıştım, birçok unutulmaz olaya tanıklık ettim. Ancak içlerinden biri var ki, aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ düşündüğümde beni derinden etkiler.
Aile ziyaretlerimizi genellikle akşam saatlerinde, hava karardıktan sonra yapmayı tercih ediyoruz. Bunun en önemli nedeni, destek verdiğimiz ailelerin ve çocuklarımızın mahremiyetini korumak, onları hiçbir şekilde rencide etmemektir.
Yine böyle bir ziyaret sırasında, kasım ayında oldukça soğuk bir akşamda bir aileyi ziyaret etmiştim. Bu aile uzun yıllar Almanya’da yaşamış, ardından İskeçe’nin bir köyüne kesin dönüş yapmıştı. Almanya’da çalıştıkları yıllarda köydeki evlerini yenilemiş, oldukça güzel bir ev inşa etmişlerdi. Ancak dönüşlerinden kısa süre sonra baba beyin kanaması geçirmiş ve uzun süre çalışamaz hâle gelmişti. Daha sonra ancak komşularının hayvanlarına bakarak çok düşük bir gelir elde edebiliyordu.
Yedi çocuklu olan ailenin iki büyük çocuğu evlenip ayrılmıştı. Anne, baba ve beş çocuk ise evlerinin bodrum katındaki tek bir odada yaşamlarını sürdürmeye çalışıyordu.
Odaya girdiğimizde içerisi oldukça soğuktu. Çocuklar sobanın etrafında oturuyor, bir yandan bizimle sohbet ediyor, bir yandan da ellerini sobaya doğru uzatıyorlardı. Bir ara çocuklardan biri sobaya çok yaklaşınca, “Dikkat et, yanacaksın,” dedim. Çocuğun verdiği cevap ise beni derinden sarstı:
“Soba yanmıyor ki… İçinde odun da yok, ateş de yok.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Daha sonra anne mahcup bir şekilde, sabah erken saatlerde dere kenarlarından topladığı çalı çırpılarla yalnızca yemek pişirecek kadar ateş yakabildiklerini anlattı. Akşamları ise çoğu zaman sobayı yakacak odun bulamadıkları için bu şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını söyledi.
O gün beni en çok etkileyen şey, çocukların yanmayan bir sobanın etrafında, sanki soba yanıyormuş gibi oturup ısınmaya çalışmalarıydı. O görüntü hafızama kazındı. Eve döndüğümde bütün gece uyuyamadım.
Bu olayı hayatım boyunca unutabileceğimi sanmıyorum. Çünkü o gün bir kez daha gördüm ki, insanların yaşadığı zorluklar her zaman dışarıdan fark edilmiyor. Güzel görünen bir evin, kapalı kapılar ardında ne kadar büyük mücadelelere sahne olabileceğini o ailede çok yakından hissettim. Soğuk bir sobanın etrafında ısınmaya çalışan o çocukların görüntüsü, bugün bile kalbimde aynı sıcaklığı ve aynı sızıyı taşımaya devam ediyor.


Comments are closed.