PUSULA DERGİSİ EYLÜL 2026 SAYISI- EĞİTİM

Share

BİR ÇOCUĞUN OKUL YILI BİR TOPLUMUN GELECEĞİ

     Yeni bir eğitim-öğretim yılı başladı. Kimi çocuk okul çantasını heyecanla sırtına aldı. Kimi biraz isteksiz, kimi kaygılı, kimi de daha ilk günden “Bu yıl başarılı olmalıyım.” düşüncesiyle sınıfa girdi. Biz yetişkinler için okul çoğu zaman dersler, notlar, sınavlar, ödevler ve başarı demek. Oysa bir çocuk için okul bunların çok daha fazlasıdır.Çocuk okula yalnızca matematik öğrenmeye, okumayı geliştirmeye ya da sınavlara hazırlanmaya gitmez. Kendini tanımayı, başkalarıyla ilişki kurmayı, hata yaptığında yeniden denemeyi, farklılıklarla birlikte yaşamayı ve dünyada kendisine bir yer bulmayı da öğrenir. Bu yüzden bir çocuğun okul hayatına baktığımızda yalnızca aldığı notlara bakmak, onun hikâyesinin çok küçük bir bölümünü görmektir. Çocuğu, notundan ibaret görmemektir. Bir çocuğun karnesinde düşük bir not olabilir. Ama o çocuk tembel olmayabilir. Belki anlamadığı bir konuyu sormaya çekiniyordur. Belki evde yaşadığı bir sıkıntıyı sınıfa taşımıştır. Belki arkadaşlarıyla ilgili bir problem yaşamaktadır. Belki de kendisini sürekli başka çocuklarla kıyaslamaktan yorulmuştur. Bazen de gerçekten yeterince çalışmamıştır. Bu da dünyanın sonu değildir. Çünkü eğitim, çocuğun hiç hata yapmamasını sağlamak değil; hata yaptığında kendisini değersiz hissetmeden yeniden başlayabilmesini öğretmektir. Bir çocuğa sürekli “Sen neden onun kadar başarılı değilsin?” demek, onu çalışmaya değil, onun kendisini eksik görmesine neden olabilir. Çocukların başka çocuklarla değil, biraz da geçmişteki kendi halleriyle kıyaslanmaya ihtiyacı var. O da dozunda olmalıdır. Dün yapamadığı bir şeyi bugün yapabiliyorsa, bir adım atmıştır. Eğitim bazen tam da o küçük adımlarda saklıdır. Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Bir öğretmenin sınıfta söylediği bazı cümleler, yetişkinlerin düşündüğünden çok daha uzun yaşar.     Yıllar önce öğretmeninin söylediği güzel bir söz insanın hafızasında kalabilir. Aynı şekilde, küçümsendiği, utandırıldığı ya da kendisini yetersiz hissettiği bir an da yıllarca çocuğun içinde taşınabilir. Bu nedenle öğretmenlik yalnızca bilgi aktarmak değildir. Bir çocuğun özgüvenine dokunmaktır. Merakını öldürmeden sınır koyabilmektir. Hata yaptığında onu sınıfın önünde küçük düşürmeden düzeltebilmektir. Sessiz olan çocuğu fark edebilmektir. Çok konuşanın arkasındaki nedeni anlamaya çalışabilmektir. Ve belki en önemlisi, sınıftaki her çocuğun aynı olmadığını kabul etmektir. Her çocuğun öğrenme biçimi, ailesi, karakteri, yeteneği ve dünyaya bakışı farklıdır. İyi öğretmen bütün çocukları aynılaştırmaya çalışmaz. Farklılıkların içinden ortak bir öğrenme alanı kurar. Çünkü çocuk kendini güvende hissettiği yerde daha rahat soru sorar, merak eder ve öğrenir. Bugün eğitim konusunda yapılan çalışmaların da çocuğun iyi oluşu ile öğrenme arasındaki bu ilişkiye özellikle dikkat çekmesi tesadüf değil.

     Bizim çocuklarımız için dil yalnızca bir ders değildir Batı Trakya’da yaşayan Türk çocukları için eğitim meselesinin bir başka tarafı daha var. Bizler yalnızca çocuklarımızın iyi bir eğitim almasını, başarılı olmasını istemiyoruz.Onların kendi dillerini, kültürlerini, geçmişlerini ve aidiyetlerini de tanıyarak büyümelerini istiyoruz. Çünkü dil yalnızca konuşmak değildir. Bir çocuğun annesinin sesidir. Büyükannesinin anlattığı hikâyedir. Evde duyduğu bir türküdür. Bir bayram sabahının cümlesidir. Bazen de kendisinden önce yaşamış insanların bize bıraktığı en güçlü hatıradır. Çocuk kendi dilini öğrendiğinde yalnızca kelimeler öğrenmez. Kendisinden önce yaşamış insanların dünyasına da bir kapı açar. Bu nedenle azınlık toplumlarında eğitim konuşulurken akademik başarı kadar dilin ve kültürün çocukların gelişimindeki yeri de düşünülmelidir. Ama bunu çocukların omuzlarına bir yük olarak koymadan. Onlara “Sen bunu korumak zorundasın.” demeden. Çünkü kültür korkuyla korunmaz. Çocuk sevdiği şeyi yaşatır. Evde kendi dilinde konuşulan, büyüklerinin hikâyelerini dinleyen, müziğini bilen, geleneklerini nedenleriyle birlikte anlayan bir çocuk zaten kendi kültürüyle doğal bir bağ kurar. Kendi dilini bilen bir çocuğun başka dillere ve başka kültürlere saygı duyması da onun dünyasını küçültmez; tam tersine genişletir. Kendi kimliğini bilmek, başkasını küçümsemek anlamına gelmez. Tam aksine, insanın kendi köklerini tanıması, başkasının köklerine de saygı duymasını kolaylaştırır. Veli çocuğun ikinci öğretmenidir. Bazen veliler çocuklarının başarısını o kadar önemser ki, çocuklarının nasıl hissettiğini gözden kaçırabilir.

“Kaç aldın?” “Arkadaşın kaç aldı?” “Öğretmen ne dedi?” “Ödevini yaptın mı?”

     Sorular çoğaldıkça çocuğun söylemek istediği başka şeyler sessizleşebilir. Belki o gün okulda bir arkadaşına yardım etmiştir.Belki bir soruyu ilk kez kendi başına çözmüştür.Belki öğretmeninin söylediği bir söz onu çok mutlu etmiştir. Belki de kimseye anlatamadığı bir şey yaşamıştır. Bazen çocuğa sorabileceğimiz en önemli soru: “Bugün okulda kendini nasıl hissettin?” olabilir.Çünkü çocuğun okulda ne öğrendiği kadar, orada kendisini nasıl hissettiği de önemlidir. Veli ile öğretmenin çocuğun iyi oluşu için birlikte hareket etmesi, günümüz eğitim anlayışında da önemli bir yere sahip. Çocuklarımızın yanında olalım, önünde değil. Çocuklarımız adına sürekli karar vermek yerine, onların kendi kararlarını  verebilecekleri alanlar açmak gerekir. Her düştüklerinde onları kaldırmak yerine, bazen nasıl kalkabileceklerini öğretmek… Bütün sorunlarını çözmek yerine, çözüm üretmelerine fırsat vermek… Her hatalarında kızmak yerine, o hatanın onlara ne öğrettiğini konuşmak… Çünkü çocuk yetiştirmek, onun hayatını bizim istediğimiz biçimde düzenlemek değildir.      Kendi hayatını kurabilecek bir insan yetiştirmektir. Bunun için çocuğun yalnızca başarılı olmasına değil, vicdanlı olmasına; yalnızca bilgili olmasına değil, düşünebilmesine; yalnızca kendisini savunmasına değil, başkasını da anlayabilmesine ihtiyacımız var. Ve belki en çok da birbirimize ihtiyacımız var.   

     Bir çocuğun eğitimi yalnızca öğretmenin ya da velinin sorumluluğu değildir.     Okul ile aile birbirinin karşısında değil, yanında durduğunda çocuk daha güçlü bir eğitim ortamının içinde büyür. Öğretmen veliyi suçlamadan, veli öğretmeni değersizleştirmeden, ikisi de çocuğu merkeze koyarak konuşabildiğinde, eğitim gerçekten anlam kazanmaya başlar. Çünkü çocukların önünde aynı tarafta durması gereken iki yetişkin grubu var: Öğretmenler ve aileler. Onların arasındaki gerilimden en çok çocuklar etkilenir. Bizim çocuklarımız, bizim yarınımız. Biz Batı Trakya’da belki küçük ama köklü bir toplumun parçasıyız. Çocuklarımız yalnızca kendi hayatlarını değil, bizden sonra devam edecek bir kültürün de taşıyıcıları olacaklar. Ama onlardan kusursuz çocuklar olmalarını beklemeyelim. Hep en yüksek notları almalarını, en başarılı okullara gitmelerini, en iyi meslekleri seçmelerini beklemeyelim. Bırakalım bazen yanılabilsinler. Soru sorabilsinler. Merak etsinler. Kendi düşüncelerini söyleyebilsinler. Kendi dillerini sevebilsinler. Başkasının diline ve kültürüne de saygı duyabilsinler. Kendilerini tanısınlar. Nereden geldiklerini bilsinler ve geldikleri yolun aydınlığı ile nereye gideceklerine kendileri karar verebilsinler. Ve en önemlisi, kim olduklarını bilirken kimseyi kendilerinden aşağı görmeyen insanlar olarak yetişsinler. Çünkü eğitim yalnızca gelecekte ne iş yapacağımızı öğretmez. Nasıl bir insan olacağımızı da şekillendirir.    Yeni eğitim yılı bütün çocuklarımıza merak, cesaret ve güzel başlangıçlar, öğretmenlerimize sabır ve güç, velilere anlayış getirsin. Ve her şeyden önce her ne yapıyorsak sevgi ile yapabilmeyi getirsin… Çocuklarımıza ise hata yaptıklarında bile kendilerini sevebilecekleri kadar güvenli bir dünya diliyorum. Çünkü bir çocuğa verebileceğimiz en büyük eğitim, belki de ona, “Olduğun hâlinle değerlisin. Ama öğrenebilir, gelişebilir ve kendi yolunu bulabilirsin.” düşüncesini aşılamaktır. Ve belki yıllar sonra, bugün okulun kapısından içeri giren o çocuklardan biri dönüp baktığında, kendisine verilen eğitimi yalnızca aldığı notlarla hatırlamayacaktır.     Kendisine nasıl davranıldığını hatırlayacaktır.Kendisine inanılıp inanılmadığını, soru sorduğunda dinlenip dinlenmediğini, hata yaptığında yanında birinin olup olmadığını, ve belki de en çok, kendisi olmasına izin verilip verilmediğini. İşte bir çocuğun okul yılı, biraz da böyle başlar.     Ve bir toplumun geleceği de tam burada şekillenmeye devam eder…

SEVKAN TAHSİNOĞLU

Comments are closed.