TÖRE
Töre, Türk kültürünün en köklü kavramlarından biridir. İslamiyet öncesi çağlardan itibaren
toplumun düzenini sağlayan bir hukuk sistemi olarak ortaya çıkmış, fakat yalnızca hukukla
sınırlı kalmamış; ahlak, vicdan ve yaşam tarzı haline gelmiştir. Yazılı kanunlara
dayanmamasına rağmen, töre adaleti sağladığı için kuşaktan kuşağa aktarılmış ve toplumun
benliğine işlenmiştir.
Ziya Gökalp’in dikkat çektiği üzere, “Türk” kelimesinin töre sözcüğünden türemesi, bu
kavramın kimlik inşasındaki merkezi rolünü gösterir. Türk olmak, töreye uymak demektir;
yani adaletli, ölçülü ve toplumun huzurunu gözeten bir yaşam sürmektir.
Töre hem akla hem gönle hitap eder. Akla uygundur; çünkü toplumun düzenini sağlamak
amacıyla kağanlar ve kurullar tarafından alınan kararlara dayanır, tecrübelerden beslenir ve
günlük ihtiyaçlara çözüm üretir. Gönle uygundur; çünkü yalnızca akıl yoluyla inşa edilmiş bir
kurallar bütünü değil, insanın fıtratıyla birleşen, ilahi bir yön taşır.
Bu nedenle töre, yalnızca bir hukuk sistemi değil, aynı zamanda bir kültür ve düşünce
kaynağıdır. Mevlânâ’nın hoşgörüsünde, Yunus Emre’nin dilindeki sadelikte, Hacı Bektaş-ı
Veli’nin adalet anlayışında törenin izlerini görmek mümkündür. Onların sözleri, törenin gönül
terbiyesiyle birleşen bir vicdan yasası olduğunu hatırlatır.
Töre aynı zamanda toplumsal dayanışmanın da temelidir. Aile içi ilişkilerden komşuluk
hukukuna, ticari ahlaktan devlet yönetimine kadar pek çok alanda törenin izlerini görmek
mümkündür. Bu yönüyle töre, bireyleri yalnızca kendi çıkarlarını gözeten fertler olmaktan
çıkarıp, toplumsal bütünün bir parçası haline getirir.
Ne yazık ki töre, günümüzde sinema ve dizi sektöründe kimi zaman bir haksızlık ve zulüm
kaynağı gibi gösterilmektedir. Bu tavır, töreyi geri kalmışlığın sembolü gibi sunar. Amaç,
çoğu kez, modernliğin üstünlüğünü kanıtlamaktır. Oysa töre adıyla yapılan yanlış
uygulamalar, aslında törenin kendisi değil, bir nevi “hurafe”dir. Töre, zulmün değil adaletin
adıdır. Onu yanlış yorumlayanlar, törenin özünü değil, gölgesini yansıtmaktadır. Bu nedenle
töreyi yeniden düşünmek, onu hurafelerden ayıklamak ve hakiki anlamıyla kavramak, hem
kültürel mirasımıza sahip çıkmak hem de geleceğe daha sağlam bir adalet anlayışıyla
yürümek için elzemdir.
Unutulmamalıdır ki töre, durağan bir sistem değildir. Toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenen,
zamanla yeni kurallarla zenginleşen bir yapıya sahiptir. Bu esneklik, törenin yüzyıllar
boyunca canlı kalmasını ve farklı dönemlerde farklı sorunlara çözüm üretmesini sağlamıştır.
Bugün modern hukuk sistemleri yazılı kanunlarla toplumu düzenlemeye çalışırken, töre
yazısız ama güçlü bir vicdan yasası olarak varlığını sürdürmektedir. Töreyi yeniden
hatırlamak, onu yanlış anlamalardan arındırmak ve kültürel mirasımızın bir parçası olarak
değerlendirmek, hem tarihimize hem de geleceğimize karşı bir sorumluluktur.
Sonuç olarak töre, Türk kültürünün vicdanında yaşayan bir adalet anlayışıdır. Yazısızdır ama
güçlüdür; görünmezdir ama etkilidir. Bugün töreyi yeniden düşünmek, yalnızca geçmişi
anlamak değil, aynı zamanda geleceğe dair daha adil ve daha insani bir düzen kurma arayışına
da katkı sunacaktır.
Bilal SARI MAHMUT