KALPTEKİ YÜK
İnsan bazen farketmeden ağırlaşır. Ne omuzlarında görünen bir yük vardır ne de taşıdığı bir
eşya. Ama yine de içinde bir ağırlık büyür. Yıllar boyunca biriktirilen kırgınlıklar,
söylenmemiş sözler, yarım kalmış duygular ve sessiz hayal kırıklıkları insanın kalbinde
görünmez bir yük oluşturur. Ve çoğu zaman insan bu yükü taşıdığını ancak kalbinin
yorulduğunu hissettiğinde anlar.
İnsan, dünyaya geldiğinde kalbi oldukça hafiftir. İçinde henüz biriktirilmiş kırgınlıklar,
hesaplar ya da geçmişin ağır gölgeleri yoktur. Bir çocuk kolay sever, kolay güvenir ve çoğu za
man kolay affeder. Çünkü kalbin doğası aslında budur: hafif olmak.
Fakat zaman geçtikçe insanın kalbi yavaş yavaş dolmaya başlar. Hayatın küçük kırılmaları,
söylenmemiş sözler, yarım kalmış vedalar ve içimizde büyüyen sessiz hayal kırıklıkları kalbin
içinde görünmez bir yük oluşturur.
İnsan çoğu zaman bu yükü fark etmez. Onu taşımaya alışır. Hatta bazen bu yükü taşımayı bir
güç göstergesi zanneder. Oysa gerçekte olan şey çok daha farklıdır: İnsan çoğu zaman güçlü
olduğu için değil, bırakmayı bilmediği için ağırlaşır.
Kırgınlıklar insanın iç dünyasında garip bir şekilde büyür. Başlangıçta küçük olan bir duygu,
zamanla düşüncelerle beslenir ve kök salar. Bir bakarsınız, yıllar önce söylenmiş bir cümle
hâlâ kalbinizde yankılanmaktadır. İnsan bazen başkalarına değil, kendi hatıralarına tutsak olur.
Oysa hayatın garip bir gerçeği vardır: İnsan en çok unutmaması gereken şeyleri değil, en çok
bırakması gereken şeyleri taşır. Küçük incinmeler, gereksiz gururlar, geçmişin eski
hesapları… Hepsi kalbin içinde sessizce yer kaplar.
Ve zamanla insan fark etmeden değişir. Kalbinin bir kısmı kapanır. Bir zamanlar kolayca
söyleyebildiği sözler zorlaşır. İçten gelen bir sarılma bile bazen insanın içinde tereddüt
uyandırır.
Belki de modern insanın en büyük yorgunluğu tam olarak burada başlar. İnsan bedeninden
çok kalbiyle yorulur. Çünkü kalp, sürekli hesap tutmak için yaratılmamıştır. Kalp, hayatı
hissetmek için vardır.
Ne var ki insan çoğu zaman bunu unutuyor. Gururu büyütüyor, kırgınlıkları büyütüyor, haklı
olma ihtiyacını büyütüyor. Ama kalbin daraldığını pek fark etmiyor.
Oysa insanın iç dünyasında bazen küçük bir değişim bile büyük bir ferahlık yaratabilir. Bazen
bir cümle, bazen bir susuş, bazen de geçmişe bakıp sessizce gülümseyebilmek…
Çünkü hayatın ilerleyen yıllarında insan yavaş yavaş şunu anlar: Haklı olmak ile huzurlu
olmak aynı şey değildir.
Bazı insanlar hayatları boyunca haklı kalırlar, ama kalpleri giderek ağırlaşır. Bazı insanlar ise
bir noktada bırakmayı seçer. Ve o anda içlerinde beklenmedik bir hafiflik doğar.
Belki de insanın gerçek olgunluğu tam burada başlar. Her şeyi hatırlamakta değil, bazı şeyleri
artık taşımamayı seçmekte.
Çünkü insanın kalbi bir arşiv değildir. Geçmişin bütün yüklerini saklamak zorunda değildir.
Bazen kalbin kendini koruyabilmesi için hatıraları değil, ağırlıkları bırakması gerekir.
Hayatın en derin bilgeliği belki de çok basit bir gerçeğin içinde saklıdır: İnsan kalbi, affettikçe
genişler.
Ve belki de insanın hayatı boyunca öğrenmesi gereken en zor şey şudur:
Bazı yükleri taşımak güçlü olduğumuz anlamına gelmez, bu bir alışkanlıktır.
Gerçek güç ise insanın bir gün durup kalbine bakabilmesidir. Yıllardır içinde taşıdığı
kırgınlıkları, eski hesapları ve yorgun hatıraları fark edip sessizce bırakabilmesidir.
Çünkü insan bazen affederek başkalarını değil, kendi kalbini özgür bırakır.
Ve kalbi özgürleşen bir insanın dünyası, sandığından çok daha geniştir.
SEVKAN TAHSİNOĞLU